mevlana

Mevlana’nın Hayatı

 Mevlâna 30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan Ülkesinin Belh şehrinde doğmuştur.

  Mevlâna’nın babası Belh Şehrinin ileri gelenlerinden olup, sağlığında “Bilginlerin Sultanı” unvanını almış olan Hüseyin Hatibi oğlu Bahâeddin Veled’tir. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin’in kızı Mümine Hatun’dur. Sultânü’I-Ulemâ Bahaeddin Veled, bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta olan Moğol istilası nedeniyle Belh’ den ayrılmak zorunda kalmıştır. Sultânü’I-Ulemâ 1212 veya 1213 yıllarında aile fertleri ve yakın dostları ile birlikte Belh’ den ayrıldı. Mevlana dervişler Sultânü’I-Ulemâ’nın ilk durağı Nişâbur olmuştur. Nişâbur şehrinde tanınmış mutasavvıf Ferîdüddin Attar ile de karşılaştılar. Mevlâna burada küçük yaşına rağmen Ferîdüddin Attar’ın ilgisini çekmiş ve takdirlerini kazanmıştır. Sultânü’I Ulemâ Nişabur’dan Bağdat’a ve daha sonra Kûfe yolu ile Kâbe’ye hareket etti. Hac farizasını yerine getirdikten sonra, dönüşte Şam’a uğradı. Şam’dan sonra Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde yolu ile Lârende’ye (Karaman) geldiler. Karaman’da Subaşı Emir Mûsâ’nın yaptırdıkları medreseye yerleştiler.

   1222 yılında Karaman’a gelen Sultânü’l-Ulemâ ve ailesi burada 7 yıl kaldılar. Mevlâna 1225 yılında Şerafettin Lala’nın kızı Gevher Hatun ile Karaman’da evlendi. Bu evlilikten Mevlâna’nın Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi adlı iki oğlu oldu. Yıllar sonra Gevher Hatun’u kaybeden Mevlâna bir çocuklu dul olan Kerrâ Hatun ile ikinci evliliğini yaptı. Mevlâna’nın bu evlilikten de Muzaffereddin ve Emir Âlim Çelebi adlı iki oğlu ile Melike Hatun adlı bir kızı dünyaya geldi. Bu yıllarda Anadolu’nun büyük bir kısmı Selçuklu Devleti’nin egemenliği altında idi. Konya’da bu devletin baş şehri idi. Konya sanat eserleri ile donatılmış, ilim adamları ve sanatkârlarla dolup taşmıştı. Kısaca Selçuklu Devleti en parlak devrini yaşıyordu ve Devletin hükümdarı Alâeddin Keykubad idi. Alâeddin Keykubad Sultânü’I-Ulemâ Bahaeddin Veled’i Karaman’dan Konya’ya davet etti ve Konya’ya yerleşmesini istedi. Bahaeddin Veled Sultanın davetini kabul etti ve Konya’ya 3 Mayıs 1228 yılında ailesi ve dostları ile geldiler. Sultan Alâeddin kendilerini Mevlana Celalettin Rumi muhteşem bir törenle karşıladı ve Altunapa (İplikçi) Medresesi’ni ikametlerine tahsis ettiler. Sultânü’l-Ulemâ 12 Ocak 1231 yılında Konya’da vefat etti. Mezar yeri olarak, Selçuklu Sarayının Gül Bahçesi seçildi. Halen müze olarak kullanılan Mevlâna Dergâhındaki bugünkü yerine defnolundu.

   Sultânü’I-Ulemâ ölünce, talebeleri ve müritleri bu defa Mevlâna’nın çevresinde toplandılar. Mevlâna’yı babasının tek varisi olarak gördüler. Gerçekten de Mevlâna büyük bir ilim ve din bilgini olmuş, İplikçi Medresesi’nde vaazlar veriyordu. Vaazları kendisini dinlemeye gelenlerle dolup taşıyordu. Mevlâna 15 Kasım 1244 yılında Şems-i Tebrizî ile karşılaştı. Mevlâna Şems’te “mutlak kemâlin varlığını” cemalinde de “Tanrı nurlarını” görmüştü. Ancak beraberlikleri uzun sürmedi. Şems aniden öldü. Mevlâna Şems’in ölümünden sonra uzun yıllar inzivaya çekildi. Daha sonraki yıllarda Selâhaddin Zerkûbî ve Hüsameddin Çelebi, Şems-i Tebriz’inin yerini doldurmaya çalıştılar. Yaşamını “Hamdım, piştim, yandım” sözleri ile özetleyen Mevlâna 17 Aralık 1273 Pazar günü Hakk’ ın rahmetine kavuştu. Mevlâna’nın cenaze namazını Mevlâna’nın vasiyeti üzerine Sadreddin Konevî kıldıracaktı. Ancak Sadreddin Konevî çok sevdiği Mevlâna’yı kaybetmeye dayanamayıp cenazede bayıldı. Bunun üzerine, Mevlâna’nın cenaze namazını Kadı Sıraceddin kıldırdı. Mevlâna ölüm gününü yeniden doğuş günü olarak kabul ediyordu. O öldüğü zaman sevdiğine yani Allah’ına kavuşacaktı. Onun için Mevlâna ölüm gününe düğün günü veya gelin gecesi manasına gelen “Şeb-i Arûs” diyordu ve dostlarına ölümünün ardından ah-ah, vah-vah edip ağlamayın diyerek vasiyet ediyordu.

 Hz. Mevlânâ’nın Vasiyeti:

   Size, gizlide ve açıkta Allah’tan korkmayı, az yemeyi, az uyumayı, az konuşmayı, isyan ve günahları terk etmeyi, oruç tutmayı, namaza devam etmeyi, sürekli olarak şehveti terk etmeyi, bütün yaratıklardan gelen cefaya tahammüllü olmayı, aptal ve cahillerle oturmamayı, güzel davranışlı ve olgun kişilerle birlikte bulunmayı vasiyet ediyorum. İnsanların en hayırlısı, insanlara yararı olandır. Sözün en hayırlısı, az ve anlaşılır olanıdır.

“Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız!

Bizim mezarımız ariflerin gönüllerindedir”

Mevlana’nın Özlü Sözlerinden Örnekler

” Kederin bana o kadar ızdırab verdi , ah ettirdi ki benim kötülüğümü , benim mutsuz olmamı isteyenin muradına ereceğinden korkuyorum. ey canım ey cihanım , senin ayrılığından benim gönlüm kan ağladı, fakat senin gönlün derdimden habersiz kaldı , halimi anlayamadı.”

“Cebi zengin, fakat ruhu fakir olan insanın hali çok rezil! çünkü o; her şeyin fiyatını bilir, değerini değil!”

”Hayat bir nefestir, aldığın kadar…

Hayat bir kafestir, kaldığın kadar…

Hayat bir hevestir, daldığın kadar…’’

”Kaderde sevmek var ama kavuşmak yok ise şayet, olsun! Vuslata aşık gönül susmaya da razı.”

‘’ölümümüz sonsuzlukla evliliğimizdir

peki sır nedir? “allah tektir.”

güneş ışığı kırılır evin pencerelerinden girerken.

tıpkı üzüm salkımlarındaki çeşitlilik gibi,

ama üzüm suyu gibi değil.

çünkü allah’ın ışığında yaşayanlar için,

nefsin ölümü bir lütuftur.

o ölümü tadan nefs için ne iyi söyleyin ne de kötü,

çünkü o artık iyiliğin ve kötülüğün ötesine geçmiştir.

gözlerinizi allah’a çevirin ve onun gaybı hakkında konuşmayın.

ve böylece o size çok farklı görünecek.

allah’ın ışığı ebedidir.

ebedi olmayan ışıksa fani bedenlerin vasfıdır.

hakikati lütfeden allah’tır.

ve hakikatin kuşu, sana doğru uçmakta.

arzunun kanatlarıyla.

‘’

gönül,han degil dergâhtir.

paldır küldür girip çıkılmaz,günahtir.

””sevmek güzel şey; sevilmek de onun kadar. sevip de sevilmemek acıdır ölüm kadar. taşın kalbi yok ama onu da yosun sarar.”

Dünyanın en güç işi bir şeyin nasıl yapılacağını bilirken, başka birinin nasıl yapamadığını ses çıkarmadan seyretmektir.

Ağızdan çıkan söz, yaydan fırlayan oka benzer. İkisini de geri getirmek mümkün değildir. Ok atılmadan önce iyi nişan alınmalı, söz söylenilmeden önce iyi düşünülmelidir.

İyilerle gezersen alırsın mertebe, kötülerle gezersen dönersin merkebe.

Aşk ateşi önce sevilene, ondan sonra sevene düşer!

Gönül, gönül verilerek alınır.

Harf’ler yetmedi anlaşılmama, bari hâl’den anla.

Kimde bir güzellik varsa bilsin ki ödünçtür.

Ahlak örtüsü olmayanı, başörtüsü dindar yapmaz.

Bazı insanlar bize armağandır, bazıları ise ders.

Yok, dünyada hicrandan daha acı ne istiyorsan et de onu etme.

Cahil kimsenin yanında kitap gibi sessiz ol.

Gerçek aşk’ı bilen kalp bir damla suya bile hürmetle bakar.

Gönül, ebedi olmayan mülkü, bir rüya bil!

Cahil kişi gülün güzelliğini görmez, gider dikenine takılır.

Dert, insanı yokluğa götüren rahvan attır.

Ey dost! Derdin ne olursa olsun umudun her zaman Allah olsun.

Bozuk olunca maya, ne ar tanır ne de hayâ!

Susmak, mana eksikliğinden değil. Belki mana derinliğindendir.

Doğruların yemin etmeye ihtiyacı yoktur.

İnsan her şeyi göremez; sevdiğin şeyler, seni kör ve sağır eder.

Kitaplardan önce, kendimizi okumaya çalışalım.

Şikayetçi, kötü huyludur. İyi huylu şikayet etmez, tahammül eder.

Sabır önceleri zehirdir. Huy edinirsen bal olur!

Yapraksız kaldın diye gövdeni kestirme. Zira bu işin baharı var.

Dua kapı çalmaktır. Gerisine karışmak haddi aşmaktır.

Üç sözden fazla değil, tüm ömrüm şu üç söz; hamdım, piştim, yandım.

Köpeklerin kardeşliği, aralarına kemik atılana kadardır.

İsyanlardayım dedi. Hayır, imtihanlardaydı. Fark etseydi, kurtulacaktı.

Kim, ne olursa olsun, sevgili bizim olsun tek, canı, canımız olsun.

Gülü gülene ver. Kalbini sevene ver. Sevmek güzel şeydir. Kıymet bilene ver.

Can’ı Canan’a teslime hazır değilsen ‘ben Aşk’ım’ deme kimseye.

Ben hiç dilek tutmadım, hep dua ettim. Ömrün ömrüme nasip olsun diye!

Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilir.

Tut ki Ali’den sana miras kaldı Zülfikar. Sende Ali’nin yüreği yoksa Zülfikar neye yarar?

Bir kimsede kibir varsa, söz söylediği zaman soğan gibi kokar.

Gözyaşının bile görevi varmış. Ardından gelecek gülümseme için temizlik yaparmış.

Toprak gibi sessiz olduğum an bil ki; şimşek gibi gökte gürlüyor feryadım.

Bir muammadır aşk. Kiminin vicdanına atılan taş, kiminin de gözünden akıtılan yaştır aşk.

Bazen halimize Melekler imrenir. Bazen de halimizden Şeytan bile iğrenir.

Yılan sokması seni sadece canından eder. Ama kötü dost hem candan, hem de imandan eder!

Gel de birbirimizin kadrini bilelim. Çünkü ansızın ayrılacağız birbirimizden.

Küsmek ve darılmak için bahaneler aramak yerine, sevmek ve sevilmek için çareler arayın.

Kalbi ve sözü bir olmayan kimsenin yüz dili bile olsa, o yine dilsiz sayılır.

Kapı açılır, sen yeter ki vurmayı bil! Ne zaman? Bilemem! Yeter ki o kapıda durmayı bil!

Kanat vardır doğanı padişaha götürür; kanat vardır kuzgunu leşe götürür.

Ey Müslüman, edep nedir diye sorarsan bil ki edep, her edepsizin edepsizliğine katlanmaktır.

Kır oğul zinciri; hür gez, hür konuş, yok mu altından gümüşten bir kurtuluş?

Dediler ki: gözden ırak olan gönülden de ırak olur. Dedim ki: gönle giren gözden ırak olsa ne olur.

Kim demiş gül yaşar dikenin himayesinde? Dikenin itibarı gül himayesinde!

Aşkın hikâyesini, durmaksızın feryâd eden bülbüle değil. Sessiz sedasız can veren pervanelere sor.

Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakilerin anlayabileceği kadardır.

Sus gönlüm! Bütün bu susmalarına karşılık her şeyin hayırlısının olacağına inanarak sus.

Yüz kişinin içinde aşık, gökte yıldızlar arasında parıldayan ay gibi belli olur.

Nasibinde varsa alırsın karıncadan bile ders. Nasibinde yoksa bütün cihan önüne serilse sana ters.

Akıl bir kuzu, nefis bir kurt, iman ise çobandır. İman kuvvetli olmazsa, nefis aklı yer.

Her yerde olmak gibi bir duan varsa, gönüllere gir; çünkü sevenler, sevdiklerini gönüllerinde taşırlar.

Cahille girme münakaşaya. Ya sinirini zıplatır tavana! Ya da yazık olur adabına.

Kimle gezdiğinize, kimle arkadaşlık ettiğinize dikkat edin. Çünkü bülbül güle, karga çöplüğe götürür.

Muhabbet ve merhamet, insanlığın; hiddet ve şehvet de hayvanların sıfatlarıdır.

Sen çiçek olup etrafa gülücükler saçmaya söz ver. Toprak olup seni başının üstünde taşıyan bulunur.

İmtihan içinde imtihan vardır. Derlen toparlan da ufak bir imtihana satma kendini.

Nefsin, üzüm ve hurma gibi tatlı şeylerin sarhoşu oldukça, ruhunun üzüm salkımını görebilir misin ki?

Bir gönülde aşk ve sevgi ateşi yoksa o kişi karanlıklarda, Allah nurundan habersizdir.

Aklım her gün tövbe eder. Nefsim her an tövbemi bozar. Arada kalmış bîçareyim. İyi ki senin kapın var.

Dilini terbiye etmeden önce yüreğini terbiye et; çünkü söz yürekten gelir, dilden çıkar.

Yürürken başımın yerde olması sizi rahatsız etmesin. Benim tek derdim; yere düşen edebinize takılmamak.

Öyle bir ‘yâr’ sev ki evladım; elinde su tasıyla, iftarı bekleyen oruçlu gibi beklesin seni.

Seni bağrıma değil, bağrımı ve başımı ayağının altına bastım. Gözüm toprak olacak, ama gönlüm daima aşk kokacak.

Ey sahura kalkan, sahur yemeği yiyen kişi! Az konuş, hatta sus! Sus da orucu anlayanlar, oruçtan söz etsinler.

Ay doğmuyorsa yüzüne, güneş vurmuyorsa pencerene, kabahati ne güneşte ne de ay da ara! Gözlerindeki perdeyi arala!

Ey sevgili. Biz seninle bir salkımın iki aşık üzümüyken, başka şişelerde şarap olmuşuz, başka hayallerde harap olmuşuz.

İyiyim desem yalan olur, kötüyüm desem inancıma dokunur. En iyisi şükre vurayım dilimi, belki o zaman kalbim kurtulur.

Altın ne oluyor, can ne oluyor, inci, mercan da nedir bir sevgiye harcanmadıktan, bir sevgiliye feda edilmedikten sonra.

Şarap küpü nereye konursa konsun şaraptır. Gül mezbelelikte bitmekle kötü olmaz, şarap altın tasa konmakla helal olmaz.

Merhamette güneş gibi ol; cömertlikte akarsu gibi ol; tevazuda toprak gibi ol; ayıpları, kusurları örtmekte gece gibi ol.

Misafirsin bu hanede ey gönül, umduğunla değil bulduğunla gül, hane sahibi ne derse o olur, ne kimseye sitem eyle, ne üzül.

Kalbimi ve ruhumu vermemin bir yararı yok, sen zaten bunlara sahipsin. O yüzden sana bir ayna getirdim. Kendine bak beni hatırla.

Güzelliğin bir damlası olan Leyla için uykuyu haram etmek çok değilse, güzelliğin kaynağı Mevla için bir ömrü feda etmek az bile.

Başta dönüp koşan nice bilgiler, nice hünerler vardır ki, insan onunla baş olmak isterse, baş elden gider. Başının gitmesini istemiyorsan ayak ol.

Kalbin bir gün seni sevgiliye götürecek. Ruhun bir gün seni sevgiliye taşıyacak. Sakın acında kaybolma. Bil ki çektiğin acı bir gün dermanın olacak.

Yaşadığın dünyaya bak; yüce tanrı, hangi eserini sevginin kucağında büyütmemiş? Neden okşamak ve kucaklamakla gidilecek yere, tekme ve tokatla erişmeyi tercih edesin?

Nefsin ejderhadır. Öldü sanma, uykuya dalar o. Dertten eline fırsat düşmediği için uyur. Derdin bitince çıkar hemen. Hüner; dertsizken de nefsi uykuda tutmadadır.

Sarılmayı bilir misin? Sahiplenmeyi, sahiplendiğinde sadık kalmayı? Sen bilir misin aşık olmayı? Bölünebilir misin ikilere, üçlere, gerekirse binlere? Yapabilir misin? Gerçekten sevebilir misin? Sevmenin demesi olmaz. Unutma; ya çok seversin bir kere, ya da hiç sevmezsin.

Dert etme, dua et.

Gerek yok her sözü, laf ile beyana… Bir bakış bin söz eder, bakıştan anlayana!

Kapı açılır, sen yeter ki vurmayı bil. Ne zaman bilmem, sen yeter ki o kapıda durmayı bil.

Dediler ki “Gözden ırak olan gönülden de ırak olur”

Dedim ki “Gönüle giren gözden ırak olsa ne olur.”

Gülün dikene katlanması onu güzel kokulu yaptı.

Ben Şems’e vurgun, Şems sürgünlere mahkum.

Güneş herkesin üzerine eşit doğar ama; gül başka, leş başka kokar.

Hayat sana arka arkaya dikenlerini gösteriyorsa sakın üzülme, aksine sevin. Çünkü çok yakında gülü de gösterecektir.

Öyle bir ‘yâr’ sev ki evladım; elinde su tasıyla, iftarı bekleyen oruçlu gibi beklesin seni.

Kısmet ederse Mevlâ; el getirir, yel getirir, sel getirir… Kısmet etmezse Mevlâ; el götürür, yel götürür, sel götürür..

Ya kırdığın kalbi Allah seviyorsa? Bilemezsin. Bilseydin ödün kopardı, dokunamazdın.

Hadi yaramı sarmaya merhemin yok. Yalandan da olsa Gönül alamaz mısın?

Sen değerinle ve düşüncenle, iki âleme de bedelsin, ama ne yapayım ki kendi değerini bilmiyorsun.

İstiyorsan Hakk’a varmayı, Meslek edin gönül almayı, Bırak saraylarda mermer olmayı, Toprak ol, bağrında güller yetişsin.

Sanma ki dert sadece sende var. Sendeki derdi nimet sayanlar da var.

Sabret ki herşey hissettiğin kadar derin ve sonsuz olsun. Sabret ki herşey gönlünce olsun.

Ey kendine bakmayıp, kendi kusurlarını görmeyip de, başka insanların iyisine kötüsüne bakıp kalan zavallı! Allah senin yardımcın olsun!

Ey gönül! Ne tuhaf değil mi? Bir ömür, şah damarından daha yakın bir Sevgiliyi aramakla geçiyor.

İnsanı ateş değil, kendi gafleti yakar. Herkeste kusur görür, kendisine kör bakar. Neye nasıl bakarsan, o da sana öyle bakar.

Elbet bizde biliriz lafı en inceden dokundurup, içini acıtmasını Lakin kıyılıyoruz ama, kıyamıyoruz sevdiklerimize işte…

Unutma, sır gibi seversen eğer muradın gerçekleşir. Çünkü tohum toprağa gizlenirse yeşerir.

Darmadağın olmuş coşmuşum, bugün ne kırar dökersem; suçsuzum

Birini seviyorsanız, onu Allah’tan isteyin. Kalpler Allah’ın elindedir.

Mutluluğu sende bulan senindir, ötesi misafir.

Minareden düşenin parçası bulunur da, gönülden düşenin parçası bulunmaz.

Aşk nedir bilmiyorsan gecelere sor, şu sapsarı yüzlere, şu kupkuru dudaklara sor.

Bugün yüzünde bir başka güzellik var senin,

bugün dudağında başka bir tad var,

boyunda başka bir yücelik.

Bugün kırmızı gülün bir başka daldan.

Suskunluğum asaletimdendir. Her lafa verecek bir cevabım var. Lakin bir lafa bakarım laf mı diye, bir de söyleyene bakarım adam mı diye!

Şehvetin adını aşk koydular. Eger şehvet aşk olsaydı; Eşekler aşkın şahı olurdu!..

Anladım ki, derin ve esrarengiz olan her şey susuyor. Anladım ki susan her şey derin ve heybetli…

Sütten çıkınca bütün kaşıklar aktır. Önemli olan, içinden çıktığın sütü ak bırakmaktır.

Ey can; kimseyi kırma. Sözden ağırı yoktur. Beden çok yükü kaldırır ama gönül her sözü kaldıramaz!..

Biliyorum, sığmazsın hiçbir yere bu sevdayla, dünya sana dar.

Ama dayan gönlüm! Dayan ki her gecenin mutlaka bir sabahı var.

İki şey mühimdir, birincisi okyanus gibi bol haysiyet, ikincisi Elif gibi dimdik şahsiyet!..

Gönül, han değil dergahtır. Paldır küldür girip çıkılmaz, günahtır!

Ve ben; dilek tutmadım hiç. Hep dua ettim: ‘Ömrün ömrüme nasip olsun’ diye.

Dilin aşkı yorumlaması güzeldir ama dile gelmeyen aşk daha güzeldir.

İnsanlar seni yanlış anladığında dert etme, duydukları senin sesin, fakat aklından geçirdikleri kendi düşünceleridir.

Ömründen nasibin, kendini Sevgili’den mesut bulduğun andan ibarettir.

Ayağına batan dikenler, aradığın ‘Gül’ün habercisidir.

Üzülme! Bir şey olmuyorsa ya daha iyisi olacağı için ya da gerçekten de olmaması gerektiği için olmuyordur…

Bizi bilen bilir, bilmeyen de kendi gibi bilir.

Karıncaların sesini duyan Rabbim, Elbette gönullerin feryadını da duyar…

İnsanın ham maddesi topraktır, ama fazla sulandı mı çamurlaşır!..

Herkesin bir derdi var; her derdin bir acısı. Acılarım katlanılmaz değil ama, bir de tuz basanı var.

Güzel günler sana gelmez, sen onlara yürüyeceksin.

Candan ümidi kesebiliriz belki ama can dostlarıyla irtibatı kesmek güçtür.

İki alemde de Allah’ın baktığı yer gönüldür. Padişah daima gönle bakar.

Uğruna fedakârlık yapmadığın sevgiyi, yüreğinde taşıyıp da kendine yük etme.

Bu dünyada neyi çok istersen, o senin imtihanındır.

İnsanlarda güzel olan yüzdür, yüzde güzel olan gözdür… Ama insanı insan yapan aslında ağızdan çıkan sözdür!

Aşk davaya benzer, cefa çekmek de şahide. Şahidin yoksa davayı kazanamazsın ki!

Gönül ne tarafı işaret ederse, beş duyu da eteklerini toplayıp o tarafa gider.

Odun yanınca kül olur, insan yanınca kul olur…

Yılan insanın sadece canını alır. Kötü arkadaş cehenneme sürer de ebedi hayatını mahveder.

Sıkıntılar gecedir dinlen kederlenme sabah elbet olacaktır.

Yorulacaksan, zorlanacaksan, şikayetçi olacaksan, keşkelere sığınacaksan, söze ama diye başlayacaksan; girme aşk yoluna…

Her şey üstüne gelip, seni dayanamayacağın bir noktaya getirdiğinde; sakın vazgeçme! İşte orası kaderinin değişeceği noktadır.

Gönüllere vurulan kilitlerin açılması için belalara sabretmek gerek!

Beni bir ben bilirim, bir de Yaradan. Bana bir ben lazımım, bir de anlayan.

Din kardeşinden bir cefâ gördünse, onun bin vefâsı olduğunu hatırla!.. Çünkü iyilik, günâha karşı şefaatçi gibidir.

Aşk; sandığın kadar değil, yandığın kadardır.

Üzülme! Çünkü Yaradan umudu en çaresiz anlarda yollar. Unutma, yağmurun en şiddetlisi en kara bulutlardan çıkar.

Hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Bugün hayat veren su, yarın sizi boğabilir.

Niye üzülüp ağlarsın can?

Bırak sevmeyen gitsin.

Dua et Rabbim seni terk etmesin.

İşte O (c.c.) terk ederse, gerçekten bitersin.

Şeytanla her savaşa korkusuzca varım. İnsan şeytanlaşırsa, işte ondan korkarım…

Gözyaşının bile görevi varmış; ardından gelecek gülümseme için temizlik yaparmış.

Allah’ın verdiğide, vermediğide imtihandır.

İnsana aradığı şeye bakarak değer biçilir.

Sanmasınlar yıkıldık, sanmasınlar çöktük; bir başka bahar için, sadece yaprak döktük..

Eğri olsam yay gibi duvara asarlar beni. Doğru olsam ok gibi yabana atarlar beni.

Sevdik sustuk.. Yandık sustuk.. Üzüldük sustuk.. Yalnız kaldık yine sustuk.. Tek bir şey konuşturdu bizi.. O’na (c.c.) sığındık.

Öğüt verecek insana değil; örnek olacak insana ihtiyaç var. Fetva veren çok olur ama takva ile yaşayan az bulunur.

Sus gönlüm! Bütün bu susmalarına karşılık her şeyin hayırlısının olacağına inanarak sus!..

Eğer bir gün dünyaya ait çok büyük bir derdin olursa; Rabb’ine dönüp: ‘Benim büyük bir derdim var’ deme. Derdine dönüp: ‘Benim çok büyük bir Rabbim var’ de.

İnsanları tanımak, denizleri bardak bardak boşaltmaktan daha zordur.

Hiçbir yere sığmadı aşkın, gönlüme sığdı yalnız. Şimdi gönlüme de sığmıyor, gözlerimden sızıyor..

Kibir, hırs, şehvet kokusu, söz söylerken soğan gibi kokar.

Küsmek ve darılmak için bahaneler aramak yerine, sevmek ve sevilmek için çareler arayın.

Ahmaklara verilecek cevap, sükûttan ibarettir.

Aşk, altın değildir, saklanmaz. Aşıkın bütün sırları meydandadır.

Ey insan! Öleceğin günü bilmiyorsun; hiç olmazsa ölümlü olduğunu bil!

Bir insan bilmiyorsa ne istediğini, hem seni ziyan eder, hem kendini.

Nasibinde varsa alırsın karıncadan bile ders. Nasibinde yoksa bütün cihan önüne serilse sana ters!

Her insan bir yağmur tanesi gibidir. Kimi çamura, kimi gül yaprağına düşer.

Anladım ki, derin ve esrarengiz olan her şey susuyor. Anladım ki, susan her şey derin ve heybetli…

Sen sadece sen değilsin; bensin, benimsin, bendesin!

Senin aşktan yana nasibin varsa; dokunsan da yanacaksın dokunmasan da. İyi bil ki; bazıları hasrette yanar, bazıları vuslatta.

Bazen bitmek bilmeyen dertler yağmur olur üstüne yağar. Ama unutma ki, rengârenk gökkuşağı yağmurdan sonra çıkar.

Acı, acıyla iyileşir. Aşk ise daha büyük bir aşkla.

Aşk kalpten vurur, dost ise sırttan. Kalp iyileşir ama sırt hep kambur kalır!

Allah’a ulaşacak birçok yol var. Ben Aşk’ı seçtim.

Kişi kim olduğunu bilmek isterse, kimleri sevdiğine baksın.

Aşk, herşeydedir ama hiçbirşeyde görünmez.

Sen tasdik etmesen de cümle alem bunu bilir ki; her ne ekersen, günün birinde o ektiğini biçersin.

Ey Kul! Söz rüzgar gibidir.

Gönlü dağıtır, perişan eder!

Fakat Şems;

“Dağınık şeyleri, topla!” diye buyuruyor…

Bunu da bil!..

Nedâmet ateşiyle dolu bir gönülle ve nemli gözlerle duâ ve tevbe et! Zirâ çiçekler, güneşli ve ıslak yerlerde açar!

İki deniz gibi olan gözlerimin incilerle dolması için, gam toprağını gözüme sürme gibi çekmekteyim.

Güzeli güzel yapan ‘edep’tir, edep ise güzeli sevmeye sebeptir.

Sen uzattığın elini tutmayan ele mi dargınsın, yoksa tutmayacak bir ele uzattığın için kendine mi kızgınsın?

Sesini değil, sözünü yükselt! Yağmurlardır yaprakları büyüten, gök gürültüleri değil.

Ne kadar az yüksekten uçarsan, düştüğün zaman o kadar az incinirsin. Kibri bırak, alçakgönüllü ol.

Herkes kendi zannınca benim dostum oldu ama kimse içimdeki sırları araştırmadı.

Ey oğul! Eğer gözünü açarsan hilm suyunun da, hışım ateşinin de Hakk’tan olduğunu görürsün.

Cahilin eziyetlerine sabretmek, ehil olanlara ciladır. Nerede bir gönül varsa sabırla cilalanır.

Nuru bir su bil, suya yapış, suyu elde ettin mi ateşten korkma! Ateşi su söndürür.

Zor diyorsun. Zor olacak ki imtihan olsun.

Sen benim; bugünüme şükür ve yarınıma dua edişim, azla yetinişim, çoğa göz dikmeyişimsin.

Kaynaklar:
http://www.konyakutup.gov.tr/TR,144012/mevlananin-hayati.html
mevlanasozleri.de/sozleri/mevlana-sozleri/

On Top

Recent Stories

Umberto Eco

İtalyan bilim insanı, yazar, edebiyatçı, eleştirmen ve düşünür. Dünya kamuoyunun gündemine Gülün Adı ve Foucault Sarkacı gibi romanlarıyla giren İtalyan yazar, aynı zamanda Orta Çağ

Tasarımcılar için 40 kaynak

Hiç tasarımcıların bir projeyle başarılı olmalarına yardımcı olmak için kaynaklarını nereden aldıklarını merak ettiniz mi? Siteler, PSD dahil olmak üzere harika kaynakların bir listesi. dosyalar,

Dunning-Kruger Etkisi

Justin Kruger ve David Dunning‘in tarihe geçmelerine sebep olan teorileri özetle; ”cehaletin, bilginin aksine, özgüvenin artırdığını” söyler. Bu çalışmaları psikoloji alanında ig nobel ödülünü kazanmıştır. Dunning-Kruger etkisinin dilimizde karşılığı;

66. Sone

Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni,Değmez bu yangın yeri,avuç açmaya değmez.Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,Değil mi ki

Göğe Bakma Durağı – Turgut Uyar

İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar Şu aranıp duran

Motivasyon artırıcı sözler

“Yüreğiniz ferah olsun olabildiği kadar, en uzun gecelerin de bir sabahı var.” William Shakespeare “Unutmayın, hayatta gölge geçer, ışık kalır.” Montaigne “Ne olacaksa olur, bırak

Yaşamaya Dair – Nazım Hikmet

Nazım Hikmet hakkında genel bir paylaşım yapma fikrim destana dönüşünce, şiirlerini tek tek ele almaya karar verdim. Dünya’nın en mükemmel anlatımına sahip şairi olduğunu düşünüyorum. ‘Yaşamaya dair’

Mevlana Celaleddin-i Rumi ve sözleri

Mevlana’nın Hayatı  Mevlâna 30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan Ülkesinin Belh şehrinde doğmuştur.   Mevlâna’nın babası Belh Şehrinin ileri gelenlerinden

Peyami Safa’dan 10 Muhteşem Söz

Türk Edebiyatı’nın değerli isimlerinden Peyami Safa (2 Nisan 1899 – 15 Haziran 1961), romanlarının yanı sıra fikri eserler, polemikler, köşe yazarlığı ve gazeteciliği ile de tanınır.

Guernica – Pablo Picasso

Guernica, Pablo Picasso tarafından 1937’de yapılan, İspanya İç Savaşı sırasında Nazi Almanyası’na ait 28 bombardıman uçağının 26 Nisan 1937’de İspanya’daki Guernica şehrini bombalamasını anlatan, 7,76

On Trend

Most Popular Stories

Umberto Eco

İtalyan bilim insanı, yazar, edebiyatçı, eleştirmen ve düşünür. Dünya kamuoyunun gündemine Gülün Adı ve Foucault Sarkacı gibi romanlarıyla giren İtalyan yazar, aynı zamanda Orta Çağ

Tasarımcılar için 40 kaynak

Hiç tasarımcıların bir projeyle başarılı olmalarına yardımcı olmak için kaynaklarını nereden aldıklarını merak ettiniz mi? Siteler, PSD dahil olmak üzere harika kaynakların bir listesi. dosyalar,

Dunning-Kruger Etkisi

Justin Kruger ve David Dunning‘in tarihe geçmelerine sebep olan teorileri özetle; ”cehaletin, bilginin aksine, özgüvenin artırdığını” söyler. Bu çalışmaları psikoloji alanında ig nobel ödülünü kazanmıştır. Dunning-Kruger etkisinin dilimizde karşılığı;

66. Sone

Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni,Değmez bu yangın yeri,avuç açmaya değmez.Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,Değil mi ki

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.